23 Mayıs 2008 Cuma

Mantık Burkulması ve Kokuşma



Artık açık ve seçik olarak görülmekte ki, en temel gerçekleri bile ters yüz ederek çıkarlarına alet eden ve bunu hayret verici bir yüzsüzlük ve arsızlıkla yapan; hukuku, demokrasiyi, dini, her türlü insani duyguyu acımasızca sömüren pespaye sürüsünün galibiyeti ülkenin felaketi olacaktır.



Hukuken saçmalıktan ibaret olan iddiaların ve Hammurabi Kanunlarına göre oluşturulan düşüncelerin karşısında bir hukukçu için sükunetini korumak, çok ama çok zor.

Cumhuriyetin temel değerlerini benimsemeyen, Anayasa ile belirlenmiş rejimi değiştirmek konusunda açık ve örtülü eylemlerin odağı durumunda olan hiç bir gerçek ya da tüzel kişi, Anayasa’nın tanıdığı hak ve özgürlükleri ileri sürerek haklılık yaratamaz.

Cumhuriyet de dahil olmak üzere hiçbir rejim, kendisini ortadan kaldırmak amacına hizmet etmez. Aksini düşünmek ve bu düşünce temelinden yola çıkarak tez oluşturmak ya budalalıktır ya da arsızlık.

Tüzel kişilerin ve gerçek kişilerin hareket alanları hukukla çizilir, bu alan aşıldığında yaptırım uygulanmasından doğal bir şey yoktur. Anayasanın tanıdığı herhangi bir özgürlüğü, başka hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması amacıyla kullanamıyor olmanın mağduriyet olarak lanse edilmesi en hafif tabiri ile ahlaksızlıktır.

“Partileri halk kurar, halk kapatır” lafı saçmalıktır, katıksız bir demagojidir. Siyasal partilerin kuruluşu, örgütlenişi, faaliyeti ve sona ermesi kanunla düzenlenmiştir. Partiler kanunun öngördüğü usul dairesinde kişilerce kurulur ve kanunun öngördüğü usul dairesinde sona erer, sona erme nedenlerinden birisi de yetkili yargı organınca kapatılmadır.

“Partileri halk kurar, halk kapatır” herzesindeki mantık “Çocuğumu ben ortaya çıkardım ben öldürürüm”, “Devletin af yetkisi yoktur, af yetkisi mağdurundur” ifadelerindeki mantıktan farklı değil.

Siyasal iktidarı elde ederek, programını uygulama amacı için yola çıkan partilerin Devletin gözetim ve denetimi dışında örgütlenmesi, kurulması ve kapatılmasının hukukça doğruluğunu ileri sürenler ya hukukçu değil ya da ya da bir yerlerden keselerine akan akçeler mantıklarını burkuyor.

Bir başka arsızlığa da kerameti kendinden menkul iktidar yalakası bir köşe yazarının, karısı milletvekili sözde bir akademisyenle, aklı kıt bir sunucu kadının kotardığı televizyon programında, üstelik TRT ekranında, tanık oldum. Al gülüm ver gülüm tarzı programda, al birini vur ötekine tarzı çamlar devrilip duruyor.

Bu Hacivatla Karagözün İddiasına göre : “Yargıçların Cumhuriyetin temel niteliklerinin tarafı olmaları mümkün değildir. Hakim tarafsız olmalıdır. Cumhuriyeti, laikliği, hukuku, demokrasiyi, insan haklarını yasa korur, yargıç kanunu uygulamakla görevli bir memurdur.”

Hukuk en yüce değerdir. Hukuk Devleti Kanun Devleti ile taban tabana zıttır. Yargıç hukuka bağlı olmak zorundadır. Yargıcın Anayasa’ya aykırı gördüğü kanunu uygulamaması bir seçenek değil zorunluluktur. Anayasa hükümlerini Anayasa hükümlerinin gücüne eşdeğer şekilde yorumlamak yetkisi de Anayasa Mahkemesine tanınmıştır. Bu koşullar altında yargıçların Cumhuriyetin temel nitelikleriyle bağlı oldukları açıktır. Yargıç karar verirken; Hukuk Devleti, Laik Devlet, İnsan Haklarına Saygılı Devlet, Demokratik Devlet, Sosyal Devlet ve Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet ilkeleri karşısında tarafsız bir mevki alamaz. Tam tersine bu ilkeler yargıcın her tür kararının en temel dayanak noktasıdır. Üstelik bu durum salt yargıçlar için değil Anayasa’nın 11. maddesi uyarınca devletin tüm organlarının, idarenin, gerçek ve tüzel kişiler için de aynıdır.

Artık açık ve seçik olarak görülmekte ki, en temel gerçekleri bile ters yüz ederek çıkarlarına alet eden ve bunu hayret verici bir yüzsüzlük ve arsızlıkla yapan; hukuku, demokrasiyi, dini, her türlü insani duyguyu acımasızca sömüren pespaye sürüsünün galibiyeti ülkenin felaketi olacaktır.

İzleyiciler